Yayınlar

Ekim 6, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Osmanlı’nın kanatlı süvarileri: Deliler

Resim
Öylesine cesur hareket ederlerdi ki, insanları gölgelerinin bile öldürücü olduğuna inandırmışlardı.Deliler  1. BolumOsmanlı kara ordusunda görevli bir askeri birliğin ismidir. "Deli" adı verilen süvarilerden oluşan bu birlik, savaşlarda üstün cesaret göstermeleri ve farklı giyinme şekilleri sebebiyle bu isimle anılmıştır.Asıl olarak kendilerine kılavuz, rehber manasına gelen delil ismi verilmesine karşın, cesur ve korkusuzca düşmana atılmaları nedeniyle halk arasında deli olarak anılmışlardır. Deli adını almalarının sebebi gönüllü 20-25 yaş arası gençlerden oluşmalarıydı ve savaşlarda ordunun en ön saflarında çarpışmalarıydı. En tehlikeli görevlere korkusuzca atılmaları yüzünden bu ismi aldılar. Korkutucu bir görünümleri vardı. Silah olarak eğri pala, kalkan, mızrak ve bozdoğan taşıyan deliler, başlarına pars ya da benekli sırtlan derisinden yapılmış tüylü bir miğfer giyerlerdi. Kalkanlarını da yine kuş tüyleriyle süsleyen delilerin giysileri aslan, kaplan ve tilki postundan,…

Cahil Olan Cesur Olur

Resim
Bu din, edeb dinidir. Tevâzu dinidir.

Din imâmlarımız, doğrudan Kur’ân-ı Kerîm'den manâ çıkarmağa kalkışmadılar. Kendilerini bundan âciz gördüler. Resûlullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) Kur’ân-ı Kerîm'e nasıl manâ verdiğini Eshâb-ı kirâmdan sorup araştırdılar. Eshab-ı kirâmın anladıklarını da, kendi anlayışlarına tercîh ettiler. İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfe herhangi bir Sahâbînin sözünü kendi anladığına tercîh ederdi. 

Resûlullahtan ve Sahâbeden bir haber bulamayınca, ictihâd etmek zorunda kalırdı. Her asırda gelen islâm âlimleri, dahâ önce gelenlerin, büyüklükleri, üstünlükleri, vera ve takvâları karşısında titrerler. Onların sözlerine sened, delîl olarak sarılırlardı. 

Bu din, edeb dînidir. Tevâzu dînidir. Câhil olan, cesûr olur. Kendini âlim sanır. Hâlbuki, âlim olan tevâzu gösterir. Tevâzu göstereni Allahü Teâlâ yükseltir. Resûlullahın Cehenneme gideceklerini haber verdiği yetmişiki bid’at fırkasının reîsleri de derin âlim idiler. 

Fakat onlar, ilimlerine güvenerek, Kitâbdan, S…

Kötü Din Adamının Özelliği

Resim
Bunlar, kendilerini doğru yolda sanır. Yaptıklarını beğenirler.
Allahü teâlâ, herşeyin hükmünü Kur’ân-ı kerîmde bildirdi. Fakat açık değildir. Onun yüce peygamberi olan Muhammed aleyhisselâm da, bunların hepsini açıkladı. Ehl-i sünnet âlimleri de, bunları, Eshâb-ı kirâmdan öğrenip kitâblarına yazdılar. 
Şimdi bu kitâbları dünyanın her yerinde mevcûddur. Dünyanın her yerinde, kıyâmete kadar ortaya çıkacak olan her yeni şeyin nasıl kullanılacağı, bu kitâbların bir bilgisine benzetilebilir. Bunun mümkin olması, Kur’ân-ı kerîmin mu’cizesi ve islâm âlimlerinin bir kerâmetidir. Yalnız mühim olan şey, karşılaşılan işin nasıl yapılacağını, Ehl-i sünnet olan hakîkî bir Müslümandan sorup öğrenmek lâzımdır. Mezhebsiz din adamına sorulursa, fıkh kitâblarına uymayan cevâb vererek, insanı yanlış yola sürükler. 

Arabî bilen bir kimse, bu yolu bırakıp, doğrudan Kur’ân-ı kerîmden ma’nâ çıkarmağa kalkışırsa, doğru yoldan kayar. Dîninin, îmânının sarsıldığını, belki de, küfre bulaşdığını anlamaz da, kendin…

Allahü teâlâ ve Peygamberi

Resim
Açık Bildirilmeyişin Sebebi
Allahü teâlâ ve Peygamberi, mü’minlere merhamet ettikleri için, ba’zı işlerin nasıl yapılacağı, Kur’ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açık bildirilmedi. Açıkca bildirilse idi, öylece yapmak farz ve sünnet olurdu. Farzı yapmıyanlar günâha girer, farza ve sünnete kıymet vermiyenler de kâfir olurdu. Mü’minlerin hâli güç olurdu. 

Böyle işleri, açık bildirilmiş bulunanlara benzeterek işlemek lâzım olur. Din âlimleri arasında, işlerin nasıl yapılabileceğini, böyle benzeterek anlıyabilenlere, “Müctehid” denir. Müctehidin, bir işin nasıl yapılacağını anlamak için, son gayreti ile uğraşarak görüşüne, doğruya en yakın zannına göre amel etmesi, kendine ve ona uyanlara vâcib olur. Ya’nî, âyet-i kerîmeler ve hadîs-i şerîfler, böyle yapmağı emir etmektedir. 

Müctehid, bir işin nasıl yapılacağını anlamağa çalışırken yanılırsa, günâh olmaz. Sevâb olur. Uğraşmasının sevâbını kazanır. Çünkü, insana gücü, kuvveti yetdiği kadar çalışması emir olundu. Müctehid yanılırsa, çalışmas…

ŞAKA YAPAYIM DERKEN GÜNAHA GİRMEYİN...

Resim
ARKADAŞIMA ŞAKA YAPAYIM DERKEN GÜNAHA GİRMEYİN...
Akabe biatında ve Bedir savaşında bulunan Ebu Hasan (Radıyallahu anh) anlatıyor: Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber oturuyorduk, içimizden biri kalktı ve gitti. Fakat gider ayakkabılarını unuttu. Birisi onları alıp altına sakladı. Adam tekrar döndü ve: 
“Ayakkabılarım?” dedi. Oradakiler: 
“Görmedik” dediler. Bu sırada adam ayakkabılarını gördü.
“İşteler ya! Müslüman bir adamı nasıl korkutuyorsunuz öyle” dedi. Bu sefer saklayan adam, Peygamberimize:
“Ya Resulallah! Şaka olsun diye yaptım” dedi. Peygamber Efendimiz de, iki üç defa:
“Nasıl olur da bir mü’mini korkutursunuz” diye ikazda bulundu. (Taberani; Ettergib: 4/263; Mecma’uz-Zevaid: 6/253; El-İsabe: 4/43)


Abdurrahman b. Ebu Leylâ’dan: Bize Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in arkadaşları anlattılar. Onlar, Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber bir yolculukta iken içlerinden biri uyumuş, başka biri de hemen gidip onun yanındaki urganını saklamış. Adam ko…

Biz sizleri ALLAH (Celle Celaluhu) için seviyoruz.

Resim
Esselamu Aleyküm ve Rahmetullah Kardeşlerim, bu fakir, ilk kez Gerçek Tarih Deposu facebook hesabı oluşturdu. (facebook hesabınız yok mu diye soranlar olduğundan) Paylaşım ve haberleşmemizi kuvvetlendirmeye faydası olur Paylaşımlarımızı bu adresten de yaparız Tabiki sizlerin desteği olursa inşaAllahu Rahman. Onun için desteklerinize ihtiyacımız var, alakanıza şimdiden teşekkür ederiz. Selam ve dua ile aşağıdaki linke tıklayıp "Beğen" yapmanız yeterli olacak. ALLAH (Celle Celaluhu) sizleri eksik etmesin, korusun. Biz sizleri ALLAH (Celle Celaluhu) için seviyoruz.       (Asagidaki link'i tiklayarak gidebilirsiniz.) https://www.facebook.com/pages/Gercek-Tarih-Deposu/536344873116611

Osmanlı İmparatorluğu'na uzun yıllar hükmetmiş padişahların mezarları nerede?

Resim
Osmanlı İmparatorluğu'na  padişahların'naÇok  şey borçluyuz.

Osman Gazi

Osmanlı Devleti'nin kurucusu olan Osman Gazi, 1258'de, Sögüt'te doğdu. Babası Ertugrul Gazi, Annesi Hayme Hatun'dur. Osman Gazi, 1326'da Bursa'da Nikris (goutte) hastalığından öldü. Kabri Bursa'da Osman Gâzi Türbesi'ndedir.

Orhangazi

Osmanlı sultanlarının ikincisi. 1281 yılında Söğüt'te doğdu. Babası Osmanlı Devleti ve hânedânının kurucusu Osman Gâzi, annesi Ömer Bey'in kızı Mal Hâtundur 1359 yılında felç geçirerek ölmüştür. Kabri Bursa'da Osman Gâzi Türbesi'ndedir.

I. Murat

Osmanlı sultanlarının üçüncüsü Sultan Birinci Murad, 1326'da, Bursa'da doğdu. Babası Orhan Gazi, annesi Bizans tekfurlarından Yar Hisar Tekfuru'nun kızı olan Nilüfer Hatun'dur (Holofira). 1382 yılından itibaren "Murad Hüdavendigâr" diye anılan Sultan Birinci Murad, Birinci Kosova Savaşı'ndan sonra savaş alanını gezerken,
Sırp Asilzâdesi Milos Obraviç (Sırp Kralı La…

Cuma Gününün Sünnetleri

Resim
Cuma gününün 20 sünneti ve edebi vardır. Bunlar şunlardır:Cumayı Perşembeden karşılamalıdır. Meselâ; yeni ve temiz elbiseyi hazırlamalı, işleri bitirip Cumayı ibâdetle geçirmeye gayret etmeli. Cuma gecesi ehli ile gusül abdesti almalı. Her ikisine köle azat etmiş gibi sevap verilir.Cuma günü, Cuma namazı için gusül abdesti almalı. (Bu gusül hakkında, farz diyenler de vardır.)Başı tıraş etmeli. Sakalın bir tutamdan fazlasını ve tırnakları kesmeli ve beyaz giymeli.Cuma namazına mümkün olduğu kadar erken gitmeli.Ön safa geçmek için, cemâatin omuzlarından aşmamalı.Câmide namaz kılanın önünden geçmemeli.Erken gidip birinci safta yer almalı.İmam minbere çıktıktan sonra hiçbir şey söylememeli, ezanı da tekrar etmemeli.Namazdan sonra, Fâtiha, Kâfirûn, İhlâs, Felak ve Nâs sûrelerini 7 defa okumalı.İkindiye kadar câmide kalıp, ibâdet etmeli.Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından anlatan âlimlerin dersinde bulunmalı.Cuma günü duânın kabul olduğu vakti aramalı, bunun için hep ibâdet etmeli.Cuma g…

Eshâb-ı Kirâm Hangi Mezhebde idi?

Resim
Eshâb-ı Kirâm Hangi Mezhebde idi?
Ehli sünnet dışı bozuk fırkalar ve onların kitâblarını okuyanlar, “Mezhebler ikinci asırda meydâna çıktı. Eshâb ve Tâbi’in, hangi mezhebde idi? Mezheplere lüzum yok. Arapça bilen herkes Kur’an-ı kerimi okuyup buna göre amel edebilir. Arapça bilmeyen de mealinden okuyup öğrenir ” gibi sözlerle işin aslını bilmeyen cahilleri etki altına alarak kafalarını karıştırmak istiyorlar. Mezhebin ne olduğunu bilen bunlara güler geçer. Bunların art niyyetli olduklarını anlar. 

Mezheb imâmı demek, Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîflerde açıkca bildirilmiş olan din bilgilerini, Eshâb-ı kirâmdan işiterek toplıyan, kitâba geçiren büyük âlim demekdir. Açıkca bildirilmemiş olan bilgileri de, açık bildirilmiş olanlara benzeterek meydâna çıkarmışdır. “Hadîka” kitâbında diyor ki; “Bilinen dört imâm zamanında, başka mezheb imâmları da vardı. Bunların da mezhebleri vardı. Fakat, bunların mezheblerinde olanlar azala azala bugün hiç kalmadı”. 

Eshâb-ı kirâmın herbiri müctehid idi. H…

Allah Rızası İçin Yardım Etmek

Resim
ŞoförSokaklarda sefâlet kol geziyordu. Kim kime yardım edecek, destek olacaktı? İşsizlik yaygındı. Çevresi de perişandı. Bir yanı yıkılmaya yüz tutmuş evceğizinin camından yola doğru ümitsizce bakarken bir taksinin kapının önünde durduğunu, içinden de bir yolcunun indiğini gördü. Demek ki taksi şoföründe az çok para olacaktı. Çünkü müşteri indirmişti. Bütün cesaretini ve ümidini toplayarak evden çıkıp yola koştu. Yaklaşıp direksiyon başında arabasını hareket ettirmek üzere olan şoföre seslendi.
– Sakın beni dilenci falan zannetmeyin. Üç çocuğumla üç gündür aç beklemekteyim. Bu gidişle namusumu lekelemekten korkmaya başladım. Allah rızası için yardımda bulunun. Ben açlıktan ölmeye razıyım. Fakat çocuklarımın çığlıklarına tahammül edemiyorum.
Beklenmedik bir anda gelen bu “Allah rızası için yardım” talebi zaten kıt-kanaat geçinen şoförü şaşırtmıştı. Düşünmeye başladı. Cebinde bir miktar parası vardı var olmasına; ancak bu parayı aylardır biriktiriyordu. Çünkü taksinin dört lastiği de kaba…

Abdülhamid’i anlamak her şeyi anlamak olacaktır!

Resim
Hakkında en çok iftira kampanyası başlatılan bir padişah…
Abdülhamid’i anlamak her şeyi anlamak olacaktır! 
Devrinin insanların anlayamamasının geçelim, vefatının yarım asır sonrasında azda olsa anlaşılmaya başlanan, şimdilerde ise tamamen anlaşılmaya çalışılan, suikasta, ihanete, iftiraya, istibdada sürüklenen zihni fikir çilesi ile dolu bir padişah…
Necip Fazıl’ın “Abdülhamid’i anlamak her şeyi anlamak olacaktır!” hükmünce Cennet Mekân Sultan Abdülhamit Han’ı bir nebze olsun anlamaya çalışalım.
Abdülhamid’i anlamak nefsine hasis, vatanına cömert bir padişah demektir.
Abdülhamid’i anlamak gerekirse saray masraflarını kısıp, bütün dış borçları ödeyip, ülkenin dört bir tarafını mamur, tren rayları ile örmek demektir.
Abdülhamid’i anlamak uluorta atılmak, taarruz etmek değil, bir müdafaa ve eldekini muhafaza dehasıdır.
Abdülhamid’i anlamak kötülük adına kim ne yaptıysa kabahati Sultan’a çıkartmaktır.

Abdülhamid din kitaplarını yaktırıyor!
El-cevap: Abdülhamid’i anlamak tersine; din maskesi altın…

Osmanlılar Avrupa'nın Müslüman İmparatorları

Resim
BBC televizyonu, "Osmanlılar: Avrupa'nın Müslüman İmparatorları" adlı üç bölümlük bir dizi yayımlamaya başladı. Gazeteci Rageh Omaar tarafından sunulan belgeselde Osmanlı İmparatorluğu'nun Söğüt'te başlayıp üç kıtaya yayılan altı asırlık öyküsü ele alınıyor. Türkiye'nin yanı sıra Balkanlar'da, Yunanistan'da ve Orta Doğu'nun çeşitli ülkelerinde çekilen filmde Rageh Omaar, Osmanlı padişahlarının ekonomik, dini ve toplumsal örgütlenmeyi değişen zaman içinde nasıl yönettiğini ve Müslüman olmayan toplumlarla geliştirdikleri ilişkileri inceliyor.
Rageh Omaar'ın ifadesiyle, ''Batı'nın tarihsel hafızasından büyük çapta silinmiş olan Osmanlı İmparatorluğu'nun öyküsü son zamanlarda yeniden büyük bir ilgi uyandırmaya başladı.''
Günümüzde Hristiyan Batı ile Müslüman Doğu arasında yaşanan gerginlik ve anlaşmazlıkların yüzyıllarca Osmanlılar tarafından da tecrübe edildiğini anlatan Rageh Omaar, generaller ve din adamları arasındaki denge…

BABA, OĞUL ve MİNİK SERÇE

Resim
Baba, Oğul ve Minik Serçe80 yaşına merdiven dayamış yaşlı baba ile onu ziyarete gelen 45 yaşında ve saygın bir işadamı olan oğlu salonda oturuyorlardı. Hal hatırdan, çoluk-çocuktan, havadan-sudan sohbet ettikten sonra oğlu susmuş, ayrılmanın sinyalini vermişti.

O anda üzerinde oturdukları sedirin yanındaki pencerenin pervazına bir serçe kondu. Yaşlı baba serçeye gülümseyerek biraz baktıktan sonra oğluna sordu:
"Bu ne oğlum?"

Oğlu şaşkın, cevapladı:
"O bir serçe baba."

Yaşlı baba serçeye biraz daha baktıktan sonra yine sordu:
"Bu ne oğlum?"

Oğlu daha da şaşkın, yine cevapladı:
"Baba, o bir serçe"

Serçe hâlâ pervazda, komik hareketlerle başını sağa sola çeviriyor, başını yan yatırıyor, havaya bakıyor, sonra başını yine onlara çeviriyordu.

Yaşlı baba üçüncü defa sordu:
"Bu ne?"

Oğlunun şaşkınlığı sabırsızlığa dönmüştü:
"O bir serçe baba, üç oldu soruyorsun. Beni işitmiyor musun?"

Yaşlı baba dördüncü defa da sorunca oğlunun sabrı taştı ve sesi…