Hangi iman daha güzeldir?

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Ashab-ı Kiram'a ''Hangi iman daha güzeldir?"

diye sordu. 

Onlar, ''Meleklerin îmanı'' diye cevap verdiler. 
O, "Onlar melekût alemini gördükleri halde onların imanında şaşılacak ne var?'' buyurdu.
Sahabe-i kiram "Öyleyse peygamberlerin imanıdır" dediler. 

O, "Onlar Allah'ın hitabını işitiyorlar bunda şaşacak ne var?" buyurdu. 
Bunun üzerine onlar, "Bizim imanımız" dediler.
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) "Siz beni ve mucizeleri gördünüz, sizin imanınızda şaşacak ne var?" buyurdu.
Bunun üzerine sahabe-i kiram, "Ya Rasulullah, hangi iman daha güzeldir?" diye sordular.
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) "Benden sonra gelecek olan ve beyaz bir kağıt üzerindeki satırlara iman edecek olanların imanıdır." buyurdu.

Ebû Said'l-hudri (r.a) şöyle anlattı: 

Bir adam Rasulullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) "Ya Rasulullah! Seni görüp sana iman edenlere ne mutlu!" dedi. 
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) "Beni görüp de bana iman edenlere müjdeler olsun." Böyle dedikten sonra "Beni görmeyip de bana iman edenlere yedi kere müjdeler olsun." buyurdu.

Kaynak : http://gercektarihdeposu.blogspot.com



iman islam muslim allah
tahirhakyolunda.blogspot.com
gercektarihdeposu.blogspot.com

PİRİNÇ TANESİ

" BİR PİRİNÇ TANESİ"

Ben beş yaşında idim. Babaannem rahmetli pirinç ayıklıyordu. Bir tane yere düştü. Babaannem eğildi aramaya başladı. Sağa bakıyor sola bakıyor bulmaya çalışıyor.... Çocukluk işte

'aman babaanne' dedim. 'Bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya yorulmaya değer mi?'

Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı öfkeyle doğruldu.

'Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun ' dedi. 'Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanin göz nuru alın teri emeği çilesi var biliyor musun?'

Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.

Aradan yıllar geçti. Hukuk Fakültesinde öğrenciyim.
Alain'in proposlarini okuyorum. Birden irkildim.
Babaannemi hatırladım. Alain bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa bütün uygarlığa karşı ihanet etmiş olur diyordu.

İlave ediyordu. Bir iğnenin üretiminde binlerce insanın alın teri göz nuru el emeği vardır diyordu.

On dokuz yıl evveldi. Stockholm'e gitmiştim. Bir otele indim. Geceydi. Sabahleyin traş olmak için lavaboya gittiğimde aynanın yanında ilginç bir not gördüm.

Lütfen diyordu traştan sonra jiletinizi çöpe atmayın. Yanda bir kutu varoraya bırakın.Bir tek jiletle dahi olsa İsveç çelik sanayisine yardımcı olun.

Doğrusu hayretler içinde kaldım. Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir. Birçok eşya üzerinde 'İsveç çeliğinden yapılmıştır' diye yazardı.
İşte o ülke kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor ona sahip çıkıyorgelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu.

İsviçre'de zaman zaman belli periyotlarda radyolar televizyonlar bir haberi duyurur.

Şu tarihte su saatte adamlarımız gelecek. Siz lütfen hazırlığınızı yapın. Okumadığınız ilgilenmediğiniz kullanmadığınız ne kadar kitapdergi gazete varsa kâğıtambalajkutu varsa velev kibir ilaç prospektüsü dahi olsa kapının önüne koyun. İsviçre'nin kalkınmasına yardımcı olun.
Fazla ağaç ziyanına engel olun.

Japonlar son derece sade basit yalın mütevazı yaşayan insanlardır. Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen tekamül edememiş hayatın manasını anlayamamış zavallı kimselerdir. Böyleleri ile zavallı evini mezat salonuna çevirmiş diye eğlenirler. Bir insanın gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır.

Vaktiyle Japon ekonomisi bir darboğazdan geçiyor. İç borçlar dış borçlar gırtlağı aşıyor. Zamanın başbakanı meclisi toplar.
Kürsüye çıkar. Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve şu andan itibaren der Tanrı şahidim olsun ki Japonların iç ve dış borçları son kuruşuna kadar ödenmeden pirinçten başka bir şey yemeyeceğim. Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim.

Dediklerini yapar en üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası açılır. Japonya bütün borçlarını öder. Bu durumun toplumun bütün kesimlerini tek istisna olmadan kapsadığını söylemeye gerek yok.

Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını gördüm. Yarabbim ne kadar sade ne kadar mütevazı ne kadar gösterişten uzak.

Gerekmediği halde elektriği yakmakla Suyu kapamadan boş yere akıtmakta Gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla Yemek yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de zalimler sınıfına geçmiyor muyuz?

Hayat çok ince akıl almaz incelikte ipliklerle örülmüştür.

Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki İlkokul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım.

Bir mıh bir nalı kurtarır.
Bir nal bir atı,bir at bir komutanı,
bir komutan bir orduyu,
bir ordu bir ülkeyi kurtarır diyordu . . .

Maddi durumumuz ne olursa olsun ister zengin olalım ister fakir hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız.

Bunda parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir edep ve incelik vardır...

Çocuk Müslüman İsmi Josef bunun adı Dinlerarası Diyalog

Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü


İngiltere’den gelen bir haber doğrusu bendenizi üzdü ve kaygılandırdı. İngiltere’de yaşayan Müslüman bir Türk ailesi… Namaz kılıyorlar, oldukça dindarlar… Bu aile, hangisi olduğunu söylemeyeyim dini bir cemaate mensup… Bundan birkaç sene önce bir erkek çocukları oluyor, hangi ismi verelim diye bir yere soruyorlar, istişare neticesinde çocukcağıza Josef (Joseph) ismi veriliyor. Bir Hristiyan ismi. Yadırgayanlara, Josef bizdeki Yusuf’un karşılığıdır, bunda bir sakınca yoktur cevabını veriyorlar.

Müslüman Çocuğuna Josef İsmini Koymuşlar!
Evet, onlar Josef derler, biz Müslümanlar Yusuf deriz.
Onlar Abraham derler, biz İbrahim deriz.
Onlar Jesus derler, biz İsa deriz.
Onlar Moses derler, biz Musa deriz.

İslam tarihinde, Müslüman bir ailenin çocuğuna Josef, Abraham, Jesus, Moses ismini verdiği görülmemiştir.

Musevîliği veya Hristiyanlığı bırakıp Müslümanlığa geçen Batılılar isimlerini değiştirerek Müslüman isimleri alırken; Müslüman bir ailenin çocuğuna Josef ismini vermesini doğrusu çok yadırgadım.



Bu aile Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü mezhebine bağlı imiş; Tevhid inancını, İslam Dinini, Kur’anın Hak Kitap olduğunu, Hazreti Muhammed Mustafa’nın (Salat ve Selam Olsun ona) Resulullah olduğunu inkar ve tekzip edenlerin de cennetlik olduğuna inanıyormuş.

Yangın çatıyı bacayı sarmış da haberimiz yok.

Sen hem Müslüman ol, namaz kıl, oruç tut ve sonra çocuğuna Josef ismini ver. Olacak şey değil ama oluyor işte.

Ankara Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bir Fetva Heyeti vardır. Maalesef bu Fetva Heyeti Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü mezhebinin batıl olduğunu delil ve gerekçeleriyle halka ilan etmiyor. Bu vazifesini yerine getirmediği için de ayakları kayanların vebali Başkanlığa ve Heyete aittir.

Ülkemizde batıl, bozuk ve sapık Fazlurrahmancılık mezhebi de yayılıyor. Diyanetten ve Fetva Heyeti’nden tıs çıkmıyor.

Tarihe karışmış, nesli tükenmiş olan Mutezîle Mezhebi Türkiye’de hortladı, ona da ses çıkartan yok.

İranlı bir zındık, İslam Şinasi adlı kitabında açıkça “Allah gerçek bir Janus’tur’’ diye yazdı. Janus, iki çehresi olan bir Roma putudur. Bu zatın kitapları Türkçe’ye çevrildi. Diyanetten bu konuda cılız bir inilti bile çıkmadı… Dahasını da söyleyeyim: Onun, içinde binlerce vahim hata bulunan kitapları Diyanet Vakfı Kitabevleri’nde satıldı.

Türkiye Müslümanları üniter yapıya sahip tek bir ümmet olmadığı, bu ümmetin başında raşid bir İmam bulunmadığı, İmametin bir Şûrası, bir Meclis-i Meşâyihi, bir Fetva Heyeti olmadığı için korkunç boşluklar, ihmaller, gafletler oluşmuştur.

Gazetelerde, televizyonlarda açık oturumlarda Kur’ana, Sünnete, Şeriata aykırı bir sürü laf ediliyor, bunlara cevap veren kurumlar yok.

Diyanete sızan feministler dinimizi yıkmak için bir yığın dolap çeviriyor, bunlar da engellenmiyor.

Yıllarca uğraştılar, yüz kişilik bir heyet kurdular, devlet bütçesinden büyük paralar harcadılar, Resulullah Efendimizin hadislerini Avrupa standartlarına göre ayıkladılar, on milyonlarca Müslümanın bu hıyanetten haberi yok.

Josef Yusuf… Abraham İbrahim… Jesus İsa…

İyi uykular, sayın kardeşlerim…


M. Şevket Eygi 


buradan facebook syfamiza gidebilirsiniz

iPhone 6

Apple, en yeni iPhone modelleri olan iPhone 5s ve iPhone 5c’yi satışa sunalı sadece birkaç ay oldu. Bu cihazlar şimdiye kadar dünya çapında iyi satışlar da elde etmeyi başardı. Ancak bu iyi satışlar iPhone 6′nın konuşulmasına engel değil. Bir süredir iPhone 6 ile iddialar ortaya çıkmaya başlamış ve bir de konsept videosu yayınlanmıştı. Şimdi ise iPhone 6′nın çıkış tarihine dair bir bilgi geldi.


iPhone 4s’in 2011′in Ekim ayında piyasaya sürülmesinden beri, her bir sonraki Apple telefonunu sonbaharda piyasaya sürüldü. Peki Apple’ın sonraki iPhone modeli olan iPhone 6 ne zaman çıkacak? Bu konuda bilgi ise Çin’in teknoloji sitesi Epoch Times’tan geldi. Sitenin vermiş olduğu bilgiye göre, iPhone 6 Ekim ayından önce çıkmayacak.


Facebook, WhatsApp’i Satın Aldı

Popüler sosyal medya platformu Facebook, anlık mesajlaşma hizmeti WhatsApp’i satın aldı.

Facebook, WhatsApp için tam 16 Milyar Dolar ödeme yaptı.
Sosyal medya platformlarının önde gelen isimlerinden Facebook, Instagram’ı satın aldıktan sonra şimdi de anlık mesajlaşma uygulaması WhatsApp’i satın aldı. Facebook bu satın alma işlemi için WhatsApp’e tam 16 Milyar Dolar ödeme yaptı.

Daha önce de Google’ın satın alacağı konuşulan WhatsApp, bu sefer resmi olarak Facebook’un bünyesine geçmiş oldu. Mesajlaşma platformlarına son zamanlarda önem vermeye başlayan Facebook, WhatsApp hamlesi ile rakiplerinin bir adım önüne geçmeyi hedefliyor.

SATIN ALMA DOĞRULANDI

WhatsApp, Facebook’a satıldığını resmi blogu üzerinden de doğruladı. Sözlerine WhatsApp uygulamasının gelişmesi ve büyümesi için böyle bir hamle yapıldığını belirten firma, kullanıcılara daha iyi hizmet vereceğinin de altını çiziyor. Bakalım bu yatırım Facebook’un borsadaki hisselerini olumlu yönde etkileyecek mi?


Osmanlıdan günümüze eğitim

Hepimiz okuduk okutulduk bakalım neler değismiş  /   Eski eğitim-yeni öğretim

Osmanlı’da ilkokula başlama yaşı dört ilâ altıdır. Bu zamana kadar çocuk ruhen eğitime hazırlanır, okula başlama günü geldiğinde de merasimle evinden alınır, bütün öğrencilerle, velilerle birlikte şarkılar, marşlar eşliğinde okula gidilirdi… Buna “Âmin Alayı” denirdi.

İlkokul süresi genel olarak dört yıldı. Ancak yıllar değil “öğrenme” esas alınır, çocuk temel bilgileri alana kadar ilkokulda okurdu. İlköğretim fakir çocuklara ücretsiz (artı iki öğün yemek, elbise ve cep harçlığı), varlıklı ailelerin çocuklarına ücretliydi.

Okulları daha ziyade vakıflar kurardı. Genel bir eğitim programı elbette ki vardı, ama her okul istediği konulara ağırlık vermekte özgürdü.

Kimi musikiye, kimi lisana, kimi sanata, kimi din bilgilerine ağırlık verir, okullar vakıflar tarafından açıldığı için müfredat, vakıf sahipleri tarafından belirlenirdi.



Meselâ, bizim Feridun Bey olarak tanıdığımız edebiyatçımız Ahmed Feridun Paşa, vakfettiği “Muallim-hâne-i Sübyan”da (ilkokul) Türkçe, Arapça ve Farsça öğretilmesini şart koşmuştu.

Kabiliyetler ilkokullarda belirlenir, çocuklar buna göre eğitilirdi. Musikiye kabiliyeti olanlar musiki konusunda, hat sanatına yatkın olanlar hattatlığa yönlendirilir, ağırlıklı olarak bu derslerle ilgilenmesi sağlanırdı.

Meşhur bestekârlarımız Hammamizade İsmail Dede Efendi ile Hacı Arif Bey böyle bir okulda keşfedilmiştir.

Çocuklar, bize telkin edildiği gibi “cahil adam”lar tarafından eğitilmez, iyi yetişmiş bilge hocalar tarafından yetiştirilirdi.

Bunu ben söylemiyorum, Alman eğitimci Hellert söylüyor: “İlkokul öğretmenleri umumiyetle iyi yetişmiştir. İstanbul, dünyanın bütün başkentlerinden daha fazla eğitim ve öğretim kurumlarına sahiptir.”

Kanuni Sultan Süleyman zamanında Osmanlı Devleti’ni gezen Fransız gezginlerden Belon ise şöyle diyor: “Her köyde mutlaka bir mektep vardır ve yalnız erkek çocuklar değil, kızlar da okumaktadır.”

“Osmanlı insanı cahildi, okuma-yazma oranı düşüktü” diyenlerin belki yüzü kızaracak, ama 17. Yüzyıl ortalarında İstanbul’da 2.000 civarında, Amasya’da 200, Erzurum’da 110 sıbyan mektebi (ilkokul) vardı.

Bu sayıları şehirlerin o zamanki nüfusuna orantılarsanız, Osmanlı Devleti’ndeki okullaşmanın ne kadar yaygın olduğunu görürsünüz…

Hele de üst düzey bürokrat yetiştirmek amacına yönelik olarak düşünülen eğitim kurumu Enderun: Amerikalı ünlü eğitimci Andreas Kazamias “Platon’un ‘İdealimdeki okul’ dediği okul Enderun’dur” derken, Lewis Terman (Stanford-Binet adlı zekâ testini bulan kişi), “Öğrencilerin zekâ seviyesini ölçmek için ilk defa test sistemi Enderun’da uygulanmıştır” diyor.

Malum: Yabancılar söyleyince “bilim”, biz söyleyince “övgü” oluyor.

“Osmanlı insanı eğitimsizdi, cahildi, okul yoktu, okur-yazar sayısı azdı” gibi yaklaşımların, Cumhuriyet sonrasında başlatılan “kara propaganda”nın parçası olmaktan öte bir anlam ifade etmediği ortada…

Her Müslüman Osmanlı en azından Kur’an okuyabiliyordu. “Kur’an alfabesi” ile okul alfabesi, şimdiki gibi ayrı olmadığından, her Müslüman Osmanlı, okuma bilirdi.

Zaten halkının ekseriyeti “cahil” olan bir milletin o kadar uzun süre zirvede kalması şöyle dursun, hatta yaşaması bile imkânsızdır.

Bir de gelin şu halimize bakın: Milli Eğitim sistemimiz tam anlamıyla yaz-boz tahtası. Teknoloji geliştikçe saçmalama alanı da genişliyor. Kara tahta yerine “akıllı tahta”, yazıp-çizme yerine “tablet”, düşünmeyi öğretme yerine “a-b-c-d şıkları” arasında tercihe zorlama… Bu eğitim sisteminden “düşünen insan” zor yetişir!

Batı sisteminden Anglosakson sistemine kadar denemedik sistem kalmadı, ama kendi özgün sistemimize bir kez olsun dönüp bakılmadı.

Selçuklu/Osmanlı eğitimi bunca insan yetiştirmiş. Bunun alt yapısında Medrese var, Tekke var, Zaviye var, dergâh var ve o sistem içinde yetişen değerli isimler var. İnsan “Bunlar nasıl yetişti?” diye hiç merak etmez mi? Bizim eğitimciler bu konulara pek meraklı değil! Zaten eğitim sistemimiz, merak aşılama üzerine değil, taklit ve ezber üzerine temellenmiş.
 

Yavuz Bahadıroğlu


Osmanlı Padişah Anaları

Padisahlar ve yaptiklari evlilikler  nesli bozdu diyenlere verilecek cevap


1. Padişahlar “yabancı kadın” almadı, çünkü Osmanlılar’da “yabancı” demek “gayr-i Müslim (Müslüman olmayan) demektir. Yani “Müslüman” olan her kadın ve erkek “yabancı” olmaktan çıkar, önceki dini ve milliyeti ne olursa olsun, memleketin ve devletin “asıl sahibi” haline gelir.

2. Padişah anaları, sadece kendi dönemlerini değil, çağları kuşatıp kucaklayan bir hayır anlayışının da öncüleridir. Bu alanda hem örnek, hem de önder olmuşlar, toplumu “yardımlaşma”ya teşvik etmişlerdir.

3. Her alanda ve her anlamda millete örnek/önder olabilmeleri için, padişah eşlerinin çok iyi bir eğitim sürecinden geçmeleri,

son derece yeterli hale gelmeleri gerekiyordu: Bu da ancak saray içi eğitimle mümkündü. Haremde yıllar boyu her anlamda eğitiliyorlar, namus, iffet, dürüstlük vesaire alanlarda defalarca deneniyorlar, âdeta iğnenin deliğinden geçiriliyorlardı.

Gizli ya da açık tüm sınavları yüzlerinin akıyla kazananlar arasından padişaha “eş adayı” seçiliyordu.


Bu seçimi “Valide Sultan”lar (Padişahın anneleri) yapıyor, Şeyhülislam’a da onaylatıyorlardı. Onaylanan kızı padişah da beğenirse, “karı-koca hayatı” gerçekleşiyordu.


Saraya yeni alınan esir kız “acemi” olarak anılıyor, eğitiminin ilk aşamasında adı değiştiriliyor, Müslümanlık telkin ediliyor, İslam/Türk adabı, Müslümanca temizlik, Kur’an okuma ve anlama, ibadet, fıkıh, tefsir gibi ilimler öğretiliyor, dini ve dünyevi bilgilerle donatılıyordu.
Her birinin oya, dikiş, nakış bilmesi ve mutlaka bir enstrüman çalması gerekiyordu.


Ancak bunları öğrendikten sonra “acemi”likten “cariye”liğe yükselebiliyordu.
Ardından “kalfa”lık ve “usta”lık geliyordu.
Cariyeler, iki geniş odada yan yana yatarlar, her beş kızın arasında yaşlı bir kadın yer alırdı. Gedikli doğrudan doğruya padişah hizmetine verilir, onun haremde yemek, çamaşır ve benzeri hizmetlerine bakardı.
Padişaha “eş” olarak seçilen kız “ikbal” veya “haseki” adıyla anılıyordu. Bunlardan padişahın gözdesi olan haseki, padişahın “kadınefendi”si oluyordu. Kadınefendiler, “başkadın”, “ikinci kadın” diye sıralanıyordu. Padişahın zevcesi sayılan kadına bir daire ayrılıyor ve yüksek gündelik ödeniyordu.
Sarayda Valide Sultanların padişahlardan bile fazla tahsisatları vardı. Ancak tahsisatlarını salt kendilerine harcamaz, o parayla yetimhaneler, hastaneler, imaretler, hanlar, hamamlar, mescitler inşa etmeye sarfederlerdi.


Böylece milletten aldıklarını gene millete verirlerdi. İşte bu yüzden, eski dinleri ve milliyetleri ne olursa olsun, akıbet Müslüman olup Türkleşmiş padişah eşleri ve anaları daima hayırla yâd edilmelidirler. Onları “Türk neslini bozan yabancılar” diye tanımlamaya kalkışmak bühtandır!
Orhan Gazi’nin eşi, Kosova Şehidi Sultan I. Murad’ın ve Rumeli Fatihi Süleyman Paşa’nın annesi Nilüfer Hatun’u nasıl “yabancı”layabiliriz?
Gerçi asıl adı Holofira’dır ve Yarhisar Tekfuru’nun (Tekfur: Bizans askeri valisi) kızıdır. Ama Osmanlı halkı onu “anne” bilmiştir. Bunun sebebi de Bursa ve çevresinde yaptırdığı hayır eserleridir. Nice camiin, köprünün, imaretin, çeşmenin banisidir.


Bu yaklaşımıyla o kadar sevilmiştir ki, adı Bursa içinde caddelere, sokaklara, bulvarlara verildikten başka, bir ilçeye bile verilmiştir: Nilüfer İlçesi, günümüze gelen gelmeyen nice hayır eseriyle birlikte, onun adını yaşatmaktadır.
Sultan I. Murad’ın eşi ve Yıldırım Bayezid’in annesi Gülçiçek Hatun’u eski milliyeti Bulgar, eski adı “Marya” diye nasıl dışlayabiliriz:
Bulgar asıllı “Marya”, Gülçiçek Hatun olduktan sonra, topluma “analık” yapmış, o da pek çok hayır eserine imza atmıştır. Düşünün ki, bütün Osmanlı tarihinde kendi adına türbe yapılan ilk padişah annesidir. (İlk kadın ise Ertuğrul Gazi’nin annesi Hayme Ana’dır).


Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi Polonyalı “Helga” iken Müslüman olup “Hafsa Sultan” adını almıştır. Hayat boyu “Müslümanca” yaşamış, sayısız hayır eseri vücuda getirmiştir.
Oğlu Şehzade Süleyman’ın (geleceğin Kanuni Sultan Süleyman’ı) Sancakbeyliği sırasında Manisa’da bulunurken boş durmamış, cami, medrese, imaret, hankâh (büyük tekke, merkez dergâh), darüşşifa (hastane), hamam ve sıbyan mektebinden oluşan bir “külliye” vücuda getirmiştir.
Yaptırdığı eserlerin faaliyetlerine devam edebilmesi için de Urla’daki çiftliklerinin gelirlerini vakfetmiştir. Burada bir de mescid de yaptırmıştır.
Sultan İkinci Selim’in annesi Rus uyruklu “Roza”, ya da Ukraynalı “Roxana” Müslüman olup “Hürrem” adını aldıktan sonra pek çok hayır eseri yaptırmış, hatta bu yüzden maddi sıkıntılara bile düşmüştür…
Seferde bulunan kocası Kanuni’ye, hayır eseri yaptırmak için katlandığı maddi sıkıntıların boyutlarını anlatan mektupları bir hayli ilginçtir.
Oğlunu tahta çıkarmak suretiyle hayatını kurtarmaya çalışan bir annenin çırpınışlarına “canavarlık” damgası vuran, erkek elinden çıkma tarih kitaplarımızın, Hürrem Sultan’ı neredeyse “cadı” ilân etmelerine ve ortaçağ engizisyonu tavrıyla âdeta yakmalarına şaşmamak gerekir.


Ve ötekiler. Osmanlı tarihinin kadın sultanları: Valide Sultanlar. Hepsi.
Onların Müslümanlığını sorgulamak, hiç kimsenin hakkı ve haddi değildir.
Birçoğu o kadar “iyi Müslüman”dır ki, dindaşlarının yararlanması içi cami, mescit, çeşme, han, hamam, hastane, imaret gibi sayısız hayır eserleri vücuda getirmişlerdir. Kimsesiz çocukların barınıp beslenmesi için kurumlar yaptırmışlardır. Bunların çoğu küçük yaşta esir alınıp İstanbul’a getirilmiş olan küçük yaşta kızların arasından seçilmiştir.
Böyle bir sistem vardı: Savaşta esir alınan kızların arasından en zeki ve güzel olanlar saraya ayrılır, aynı zamanda bir “yetiştirme yurdu” gibi çalışan haremde eğitilir, dinî bilgilerin yanı sıra, dünyevî bilgilerle de donatılır, sözün tam manasıyla padişaha eş ve anne olabilecek seviyeye getirilirlerdi. Tüm mensubiyetlerimizden sıyrılarak soralım: Öz be öz Türklerden kaçı onlar kadar bu millete hizmet etmiştir?

Yavuz Bahadıroğlu


buradan facebook syfamiza gidebilirsiniz

 Buradan Begenebilirsiniz
https://www.facebook.com/pages/Gercek-Tarih-Deposu/536344873116611?ref=hl


Google Page Rank

Google Page Rank Nedir Nasıl Arttırılır

http://gercektarihdeposu.blogspot.com

Arama Motoru Optimizasyonu (Search Engine Optimization)

 PageRank Nedir Google ? Eğer arama motoru optimizasyonu (Search Engine Optimization) konusunda birşeyler okuduysanız ya da siteniz veya blogunuzu Google arama motorunda çeşitli kelimelerle arandığında üst sıralarda görmek isterseniz PageRank teknolojisini anlamak zorundasınız. Burada kısaca PageRank teknolojisinden bahsedilerek eğer internet üzerinde iş yapmak istiyorsanız  ya da web siteniz varsa PageRank hakkında nelere dikkat etmeniz gerektiği en basit dille açıklanacaktır.
Google kurucuları Larry Page ve Sergey Brin PageRank teknolojisinin temellerini doktora çalışmaları sırasında atarak Google firmasını kurdular. Google'da arama yapıldığında sonuçların hangi esasa göre getirildiğini görmek isterseniz bu yazıyı mutlaka okumalısınız.
Google dünyanın en iyi arama motoru olma ünvanını kolayca ya da şans eseri kazanmadı. Google arama motoru olayında yaptığı paradigma değişimiyle kendinden çok önce bu işe başlayan yahoo gibi diğerlerini nasıl alt etmeyi başararak en iyi arama motoru ünvanını kazandı? Google en iyi arama motoru çünkü size aradığınız en iyi sonuçları getiriyor. Peki bunu nasıl başarıyor?



Teknolojinin anahtarı PageRank teknolojisi. Bu teknoloji sayesinde arananlar için iyi sonuçlar geliyor.
Asil olarak PageRank, aranan değişik anahtar kelimeler için bir sitenin değerini ölçmeye yarayan bir teknoloji. Bildiğimiz gibi dünyada benzer içeriğe sahip (örneğin PageRank nedir diye arandığında gelmeye hazır pek çok site var) çok miktarda site bulunmakta.
Sitenin aranan anahtar kelimelere göre getirilmesi için siteye bir reyting verilmesi ya da puanlama yapılması gerekiyor. Bu değeri belirlerken önceki arama motorları sitenin içinde bolca geçen anahtar kelimelere ve içeriğe not veriyorlardı (metatag gibi bazı teknik billgileri vermiyoruz burada). PageRank reyting değeri hesaplanırken, Google o sayfaya kaç sitenin link verdiğine bakıyor. Aynı zamanda size link veren bu sitelerin de PageRank değerlerini hesaba katıyor. Google, normal insan davranışını taklid eden bir sistem olduğundan başarılı oluyor bu konuda. Örneğin, bir yere PC (bligisayar) almaya gideceksiniz. Bunu yaparken kılı kırk yararak bilgisayar konusunda en güvenilir arkadaşlarınıza soruyorsunuz. Yani size belli adreslere (site örneği) link veriyorlar. Google, bu basit mantığı arama motoruna taşıyarak tahtına oturdu. Eğer güvenilir insanlar (örneğin bilgisayar içeriğine sahip PageRank değeri yüksek web siteleri) bir dükkana (web sitesine) link verirse o dükkanın PageRank (güvenilirlik) değeri artıyor.
Google aranan kelimelere karşın tüm kullanıcılara sayfayı getirirken reytingi en yüksek sayfalardan sıralama yapıp sonuç getiriyor.



Asagidakiler önemli değişkenler,
  • Sitenize gelen ya da verilen linkler.
  • Sizin sitenize link veren sitelerin sitenizin içeriğiyle ilişkisi (örneğin PageRank değeri yüksek bir eğitim sitesinden bir porno sitesine verilen link anlam ifade etmiyor (Link çiftliği olarak kabul edilerek eğitim sitesinin PageRank değerinin düşürülmesine yol açabilir)
  • Sizin sitenize link veren sitelerin PageRank değerleri.
  • Sizin sitenize link veren sitelerin link verirken kullandığı anahtar kelimeler.
  • Web sitenizdeki sayfa başlıkları (Page titles), yazı başlıkları (headlines) ve içerikte kullanılan anahtar kelimeler. (Anahtar kelimelerin kaç kez arandığını görmek için buraya bakınız. İnternetteki Populer anahtar kelimeler için buraya bakınız).


PageRank Sayıları-Küçük Yeşil Çubuk

Google PageRank değerini öğrenmek için ya Google Toolbar yükleyiniz ya da Firefox yüklediğinizde otomatik olarak her ziyaret ettiğiniz sayfada görüntülenecektir. Diğer alternatif ise bu sayfada en yanda görülen sorguda PageRank değerini öğrenmek istediğiniz site/sayfa ya da blogun ismini yazdığınızda size değeri ayrıntılı verilecektir. (Google 18 data center değeri verildiğinden gelecekteki PageRank değerinizi tahmin etmekte kullanabilirsiniz). Yeşil çubuk ziyaret ettiğiniz sitenin PageRank değerini vermektedir. PageRank değeri sıfırdan (0) başlayıp en yüksek değer olan 10'a kadar gitmektedir. Eğer yeşil kutu boşsa (gri renk) bu sayfanın Google tarafından PageRank'den dışlandığını (ya da yasaklandığını) gösterirEğer araç çubuğunu yüklemek istemezseniz dediğimiz gibi yandaki aracı kullanabilirsiniz.
Google, yeşil PageRank değerini ortaya attığında fırtınalar kopardı. Webmastırlar PageRank değerlerini yükseltmek için İnternet paranoya hastalığına yakalandılar. PageRank değerini yükseltmek isteyenler için PageRank değeri yüksek olan siteler, birkaç yüz dolar karşılığında PageRank değeri düşük bu sitelere link satmaya başladılar. PageRank değeri 7, 8, 9 ya da 10 olan sitelerden sadece 2 link alan sitelerin sıfırken birden 2'ye çıktığı görüldü. Tabii 2 değeri de pekçok anahtar kelimede Google'da çıkabilmek için yetmekte (çok sık aranan konular değil elbette). İnternette en sık aranan konular için (keywords  link popularity listesine) bakınız.
Google PageRank tekonolojisi gerçekten çok kompleks olup nasıl çalıştığını Google kendisi biliyor.
İşin kötüsü, PageRank değerlerini hesaplama çok zaman aldığından yeşil çubuk değeri sadece ortalama 3 ayda bir değişiyor. Yani şu anda gördüğünüz yeşil çubuk aslında Google'ın dinamik olarak tuttuğu PageRank değerini göstermiyor.
Son olarak tecrübelerden bir tavsiye: PageRank değerini asla kafanıza takmayın. İçeriğinizin kaliteli olmasına konsantre olun.

Alinti:drcetiner

google bir sayfaya nasil yuksek deger verir?

GOOGLE copy/paste olmayan orjinal sitelere yuksek degerler verir.biz boyle iceriklere unique icerik denir diger bir yolda,
sayfaniza ne kadar cok link veriliyorsa GOOGLE sizin sayfanin pr degerini yukseltir.eger link aldiginiz yerlerin pr leri yuksekse pr niz daha cok yukselir.



www.yahoo.com pr=9
MYNET'e Hoşgeldiniz pr=5

link verdi googlebot diyor ki eger kaliteli siteler lifetr.net e link veriyorsa demekki bu lifetr.net te guzel siteymis der.eger bunu gercek hayata cevirirsek:

3 erkek dusunun bu 3 erkek bir kiza bakiyorsa siz daha o kiza bakmadan kizin guzel oldugunu anlarsiniz.erkeklerin yakisikliligi seviyesindede kizin guzelligini olcersiniz.googlede bunu gibi eger kaliteli siteler sitee link veriyorsa ben gormeden senin sitene kaliteli derim diyor.yani amac pr si yuksek sitelerden yani kaliteli sitelerden link almak.tabiki google yahoo gibi siteller siteniziistediginiz kadar kaliteli yapin link vermeyecektir ama biizm amacamiz zaten pr si 4-5-6-7 olan sitelerden link almak.ayrica google pek turkiyede +pr6 vermez.turkleri pek sevmiyor herlade cunki
Google pr=10
Google pr=8



pr degisim nasil yapacagiz?

Pr degisim pr si yuksek sitelerden yapilacak.

Eger link karsiliksizsa super olur google pr nizi daha cok yukseltir.(karsiliksiz link:karsidaki site size link vercek fakat siz vermiceksiniz.)

Capraz link:karsiliksiz linkin hilleseidir capraz link.nasil yapilir?


sizin siteniziden karsidaki siteye link verceniz .karsidaki de baska sitesinden sizin siteye link vercek.yanliz karsidaki kisinin siteleri ayni hostta olmicak google yine farkediyor.

Toplistler e sitemizi ekliyecegiz yukarida toplist sitelerini vermistik.

Forumlara eklemek.sitenizi pr si yuksek forumlara ekliyeceksiniz.yani pr si yuksek bir sayfa bulup o sayfaya sitenizi yazacaksinz.site izin vermiceyecktir ama siz imzaniza koyun ve o safada saol tesekkurler gibi yorumlar yapin.

Pr si yuysek sitelere reklam vermek.biraz pahali bir yontem.

Senin sitenle alakli sitelerle pr degisimi yaprsan pr icin daha faydali olur.Google sayfa icindeki keywords leri secerek sayfalarin iceriginin ayni olup olmadinigini anlar.

<title/> Google pr den once sayfanizin titlesine bakar tabiki pr si yuksek olan titleler daha once cikarlar. sitenizle alakali kelimeleri mutlaka sitenizin titlesine yazin.

Alan adi.com Google titleden oncede alan adina bakar.alan adinizin sitenizi yansitmasi sizin icin iyi olur.ornek olarak mp3 diye aratan biri

Subdomain  google de subdomain icin bir derece karlisiniz cunki goole subdomaini yeni bir alana adi gibi kavrar.fakat her yaptiginiz subdomainli sayfayla ayri ayri pr degimsi yapmak zorundaisniz.



Spamlar :
googlede spam yaparakta ustte cikabilirsiniz.pek yasal degildir ama baya hit kazanabilirsiniz.aslinda pek anlatmak istemiyorum ama sadece bilgilenin diye anlatiyorum.sakin uygulamayin anlattiklarimi.

spam nasil yapilir?
Sayfanin arka plan rengiyle ayni renkte keywords sozcuklerle sayfanin altini donatmak.googlebot 200 kelimeye kadar tanir sitenize giren ziyaretciler goremez bile.fakat son zamanlarda google bu tur spam yapan siteleri banliyor ve arsivinden silerek cezalandiriyor.hatta buyuk siteleri bile cezalandiriyor.sure belli degil tamamen googlenin insafina kalmis birsey.

Yani hic bir ise yaramaz

Ve en sonuncusu

Adwords reklamlar?

Adwords nedir?

kisaca web sitenizin reklamini google arama sonuclarindan cikaracak reklamlar vermek.www.google.com/adwords giriyorusuuz ve uye oluyorsunuz.kredi karti ile reklaminizin cikmasini istediginiz kadar para veriyorsunuz.googlede keywordslari yaziyorsunuz ve o kelimeler aranndiginda siteniz ust siralrda cikiyor.pahali bir yontem. ama cok hit getirir.

Google pr nasil ogrenilir?

google toolbari indirin(ingilizce olani) ve toolbarin ustunde pr degeriniz yaziyor.
indirmeden de PageRank Checker dan ogrenebilriniz.


Add PageRank Checker button to your site / Sitene PageRank control butonu ekle

http://pagerank.chromefans.org/?ref=ext_pr

170 yıl sonrası ve kuruş'un hesabı (okumayan kalmasın) bu senin yaşadığın dünya

Ben  hiç yadırgamadım okuyunca sen de fikrini yaz



Adam 18 yaşında bir Museviydi.
Köy kilisesinde ayin eşyası muhafızıydı.
Derken simsarlık şirketi kurdu.
Baktı "Petrol" diye bir şeyler konuşuluyor.
Gitti, Petrol komisyonculuğu diye bir ofis açtı.
Durmadı, rüşvetle PARA'yla demiryolu taşımacılığı haklarını aldı.
Ekonomik olarak çok daha ucuza petrol satma imkanına kavuştu.
Ucuz demiryolunu kullandırtmadığı rakipleri battı.
İflasçılardan ona ateş edenler oldu, kolundan yaralanarak atlattı.
Öldüğünde yaklaşık 200 milyar dolarlık bir servet bıraktı.
Parayı mezara götüremedi ama bugün evlatları insanları mezara götürüyor.
Demiryollarını kirli yollarla ele geçiren babalarından öğrendikleri metodlarla dünyada savaşlar çıkarıyorlar.
Nerede petrol varsa oraya dalıyorlar.
Onlar Musevi Rotschild Hanedanlığına bağlı Rockfeller ailesi.
1830'lu yıllarda petrol işine giren ve tüm ABD piyasasını tekeline alan kişi ise John Davison Rockfeller.
Ve 170 yıl sonrası...

ABD Dışişleri Bakanı Kerry dün bağırıyor. "Fransa'yı uyardık.
İran'a ambargo sürüyor, kısmen rahatlatma var.
Her ülke İran'la net anlaşana kadar bu ambargoya uymak durumunda".
Türkiye Başbakanı İran'a gidiyor.
Oradan Almanya'ya geçiyor, Rusya'ya hazırlık yapıyor.
Almanya İran'a en çok ticaret hacmi olan ülke. En sıkı ilişkiler Almanlarla.
Rusya zaten Çin, Hindistan'ın yanında, bir de İran'ı koynuna almış.
Dünyanın gözü İran'ın üzerinde.
Türkiye milyarlarca dolarlık petrol ve doğalgaz aldığı İran'la ilişkilerini geliştirmek zorunda.
Enerji ihtiyacı bunu olmazsa olmaz hale getiriyor.
Türkiye enerji hatlarına indikçe karşısına devler çıkıyor.
NTV dün bir haber yayınlıyor. "ABD'nin uyarısına rağmen Tahran'a PASTA KAPMA akını başladı.
Çin, Hindistan, İtalya Tahran'da...
Avusturya, İsveç, İrlanda orada.
Hatta Gürcistan ve Kazakistan bile."
Fransa ise 116 işadamı ile İran'a çıkartma yapacağını dünyaya duyurmuş.
Ve bakıldığında hepsinin içinde en şanslı Türkiye. Çünkü İran'ın komşusu.
Zaten İran nükleer anlaşmaya adım attığında tüm dünya analistleri "Bu işte en karlı Türkiye" demişlerdi.
Ve üstelik HALK BANKASI da orada.
Hani şu OPERASYON yapılan bankamız var ya işte o.
Evet böyle bir AVANTAJA, tabii ki operasyon yaparlar.
Çünkü NTV dün diyor ki; "İran petrol bakanı ABD'nin tüm uyarılarına rağmen CHEVRON ve SHELL ile masaya oturdu." Evet CHEVRON ve SHELL de orada.
Pekii CHEVRON kimin?
ABD petrol piyasasını demiryolu katakullisi ile ele geçiren Rockfeller'in evlatlarının.
BARONLAR BARONU Rotschild'in kankasının.
SHELL de arkasında Rotschild Hanedanının olduğu İngiliz Musevi ailesinin.
Tabii ki operasyonlar yaptıracaklar bu ülkeye...
Tabii ki ABD'yi LONDRA'dan kontrol eden ve Obama'ya da savaş açan GÜÇ, onun dışişleri bakanını takmayacak.
Koşacaklar petrol şirketleriyle Tahran'a.
Karşılarındaki en büyük dezavantaj TÜRKLERİ görerek ve diş bileyerek.
Çünkü onlar girdikleri her ülkenin her kuruşunu ya kanla ya da hizaya getirerek EMERLER.
Kimseye kuruş koklatmak istemezler.
Petrolle girerler, kendi BANKALARI ile yerleşirler.
Bizim Başbakan, Halk Bankası ve MİT'e "İran" suçlamaları ile saldıran İngiliz medyasını eleştirmiş.
İngiliz medyasını aklamak da, İngiliz elçi ile dün röportaj yaparak birinci sayfadan veren ve logosunda "TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR" yazan Hürriyet Gazetemize düşmüş.
Neden acaba diye sordum kendi kendime...
Cevabını bulamadım.
Ama nedendir bilemem yadırgamadım.

BEKİR HAZAR/TAKVİM

buradan facebook syfamiza gidebilirsiniz

 Buradan Begenebilirsiniz
https://www.facebook.com/pages/Gercek-Tarih-Deposu/536344873116611?ref=hl



Çünkü islâmlık terakkiye (ilerlemeye) manidir.

Şark Fatihi Kâzım Karabekir – Nasıl Hıristiyan olacaktık?


Kazım Karabekir, 1923 senesinde mecliste yaşadığı ilginç bir olayı şöyle anlatıyor: Tevfik Rüştü bey konuşuyordu:

“Ben kanaatimi millet kürsüsünden de haykırırım.. Kimseden korkmam.. Teşkilâtı Esasiyemizde dinimiz apaçık yazılmalıdır..” diyordu.

Ben söz aldım ve sordum: “Teşkilâtı Esasiyede dinimizin İslâm olduğu yazılıdır. Tevfik Rüştü bey? Hangi kanaati haykıracaksın? Teşkilâtı Esasiye’ye hangi dini yazdıracaksın?… Hıristiyanlığı mı?

Mahmut Esat Bey söz aldı ve sertçe cevap verdi: “Evet hıristiyanlığı… Çünkü islâmlık terakkiye (ilerlemeye) manidir. Bu dinle yürünmez mahvoluruz. Ve bize kimse de ehemmiyeti vermez..” dedi.

Ben söz alarak dedim ki: “İslâmlığın terakkiye mani olduğu Avrupalıların uydurmasıdır. Bu meseleyi istediğiniz kadar münakaşa edebiliriz. Fakat münakaşaya tahammülü olmayan bir mesele varsa, din değiştirme gayretidir. Netice İslâm kalırsak mahvolmayız, fakat din değiştirme oyunuyla bizi, kolay mahvedebilirler…”

Fethi Bey söz alarak… Bana gayet sert, katı cevap verdi: “Evet Karabekir… Türkler İslâmlığı kabul ettiklerinden böyle kaldılar. Ve İslâm kaldıkça da bu halde kalmaya mahkumdurlar… Bunun için islâm kalmayacağız..” dedi.

Ben de aynı sertlikle şu cevabı verdim:

“Fethi bey bu yabancı fikri şiddetle reddederim… Ben İddia ediyorum ki Türk milleti ne Hıristiyan olur, ne de dinsiz kalır. Hakikat budur… Bir milletin asırlardan beri, en mukaddes duygularını bir hamlede atabileceğine inanışınız objektif bir görüş değil, hayalinizdir. Böyle bir harekete cüret, memlekette kanlı bir istibdat ile başlar ve İstiklal Harbinin birliğini de birbirine katar. Nasıl bitebileceğini de söyleyebilirim. Düşmanlarından kanı pahasına İstiklalini kurtaran Türk milleti, hürriyetini kendi evlatlarına boğdurmayacak.. Buna cüret edeceklerin de hakkından gelecektir Fethi Bey…”

Mustafa Kemâl Paşa’ya hitaben sözlerime şöyle devam ettim:

“-Paşam, maddî cephemiz zaten zayıftır, güvenebileceğimiz manevî cephemizi de düşmanlarımızın yaldızlı propagandasına kurban edersek, dayanabileceğimiz ne kalır? Bizi silah kuvvetiyle parçalayamayan düşmanlarımız, görüyorum ki, bizi fikir kuvvetiyle mahvedecekler. Buna müsaade edecek misiniz? Siz ki millete karşı, bizi bu hale getiren belânın istibdat olduğunu, zaferden sonra milletin tamamiyle iradesine sahip olarak yürüyeceğini millet kürsüsünden dahi defalarca haykırdınız. Millet Meclisini tekbirler, selatlar arasında açtınız. İslâmlığın en yüksek bir din olduğunu hutbelerle ilân ettiniz. Hepimiz aynı iman ve kanaatla aynı yolda yürüdük. Şimdi ne yüzle ve ne hakla bir kanlı maceraya atılacağız…” dedim.

Mustafa Kemâl Paşa sözümü burada keserek dedi ki:

“Müzakereler çok hararetlendi., burada kesiyorum”…[1]

Keser tabi, verecek cevabı mı kaldı? Veya cevap verecek yüz mü kaldı? Adamlar resmen Islam düşmanlığı yapmış. Allahu Teâlâ Kâzım Karabekir’in taksiratını affetsin.

Karabekir’in yazdıklarının doğruluğunu, M. Kemal Atatürk’ün yakın çalışma arkadaşlarından ve bizzat Karabekir ile tartışan Mahmud Esad Bozkurt’un kitabından teyid ettirelim.

Mahmud Esad Bozkurt bu hadiseyle ilgili:

“Hiç unutmam, Ikinci Teşkilâtı Esasiye (anayasa) projesi vekillerden ve milletvekillerinden kurulu özel bir kurum tarafından Atatürk’ün başkanlığında Ankara istasyonundaki Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü binasında konuşulurken, dinle ilgili maddelerin projeden çıkarılmasını ben teklif etmiştim.” dedikten sonra Kâzım Karabekir’in karşı çıkışını şöyle ifade ediyor:

“General Karabekir, fikirlerime asabiyetle hücum etti.”[2]

Şark Fatihi Kâzım Karabekir

KAYNAKLAR:


[1] Kâzım Karabekir, Yeni İstanbul gazetesi, 1970.

Ayrıca bakınız;

- Sebil Dergisi, 20 Ocak 1976 ve 1 no’lu nüsha.

- Kâzım Karabekir, Paşaların Kavgası, Istanbul 1995, sayfa 142 ve devamı.

- Kâzım Karabekir Anlatıyor, Yayına Hazırlayan: Uğur Mumcu, Tekin Yayınevi, Ankara 1993, sayfa 86, 87.

- “Kâzım Karabekir Anlatıyor” başlıklı yazı dizisi 10-29 Haziran 1990 günleri arasında Cumhuriyet Gazetesi’nde de yayınlanmıştır.

[2] Mahmud Esad Bozkurt, Atatürk Ihtilali, Istanbul 1940, sayfa 137.